Aynalar Nasıl Yapılır

Katagori: Genel

Ayna, ışığın % 100′e yakın bir kısmını düzgün olarak yansıtan cilalı yüzey. Metal yüzeylerin parlatılmasıyla ilk ayna elde edilmiştir. Daha sonraları ise, cam levhaların bir yüzeyleri civa amalgamaları ile kaplanarak, ayna elde edilmiştir. Günümüzde ise, genellikle cam levhaların bir yüzü, ince bir gümüş tabakası ile sırlanarak elde edilir. Bazan gümüş yerine alüminyum, altın, hatta platin dahi kullanılır. Alüminyum sırlı aynalar, dalga boyu 0,4 mikrondan küçük olan morötesi ışınları da yansıtırlar. Aynalar; düz, küresel ve parabolik diye üç gruba ayrılırlar.
Düz aynalar

Bir cismin veya noktanın düz bir aynada görünen şekline görüntü denir. Düzlem aynada görüntü, cismin tam simetriğidir. Yani cisim ve görüntünün, aynaya uzaklıkları ve boyları birbirine eşittir. Görüntü gerçek değildir, zahiridir(gerçek olmayan). Çünkü, aynanın içinde imiş gibi görünür. Zahiri görüntüyü bir ekran üzerine düşürmek mümkün değildir.

Küresel aynalar

Yansıtıcı yüzeyi, küre kapağı şeklinde olan aynalardır. Yansıtıcı yüzey, küre kapağının iç yüzeyi ise bu aynalara çukur, konkav veya iç bükey aynalar denir. Yansıtıcı yüzey, küre kapağının dış yüzeyi ise böyle aynalara tümsek, konveks veya dış bükey aynalar denir.

Küresel yüzeyin merkezinden geçen eksene asal eksen veya optik eksen denir. Asal eksenin aynayı kestiği noktaya tepe noktası, tepe noktası ile merkezin tam ortasına da odak noktası adı verilir. Asal eksene paralel olarak gelen ışınlar, yansıdıktan sonra odaktan geçerler. Odaktan geçerek gelen ışınlar ise asal eksene paralel olarak yansırlar. Merkezden geçen ışınlar aynı yoldan geriye yansırlar. Tepe noktasına gelen ışınlar ise asal eksen ile meydana getirdiği açı kadar diğer tarafta açı yaparak yansırlar.

Çukur aynada, merkezin dış tarafındaki bir cismin görüntüsü, merkez ile odak arasında cisimden küçük, ters ve gerçek bir görüntüdür. Cisim merkezyken görüntüsü de merkezde ters, gerçek ve boyu cismin boyuna eşittir. Cisim merkezle odak arasındayken görüntü merkezin dışında ters, gerçek ve cisimden büyüktür. Cisim odak ile ayna arasında ise, görüntüsü aynanın arkasında düz, zahiri ve cisimden büyüktür.

Tümsek aynanın önünde bulunan bir cismin görüntüsü ise, daima odak ile ayna arasında, cisimden küçük, düz ve zahiridir. Cisim, aynanın tepe noktasına geldiği zaman, görüntünün boyu cismin boyuna eşit olur.

Aynalarda ışıkların yansıması kanunlarını bulan, İbn-i Heysem’dir.

Kullanıldığı yerler

Tümsek aynalar, seyahat otobüslerinde dikiz aynası olarak yaygın kullanılma alanı bulmaktadır. Teleskop imalinde de kullanılır. Tepe noktası delinmiş tümsek aynalar ise kulak, burun, boğaz boşluklarını incelemede kullanılır. Bu tür aynalar ile yapılan incelemeler başarılı neticeler verir. Çukur aynalar ise mikroskoplarda ve tuvalet aynası olarak kullanılır.

Parabolik aynalar

Yansıtıcı yüzeyleri parabolik olan aynalardır. Otomobil farlarındaki aynalar birer parabolik aynadır.

Diğer ayna türleri arasında silindirik aynaları saymak mümkündür. Bu tür aynalar gerçek görüntüye benzemeyen acaip görüntüler verirler. Panayır yerlerinde ve fuarlarda eğlence maksadıyla kullanılan bu tip aynalar, parabolik ve silindirik aynaların bir araya getirilmesiyle elde edilir.

kaynak: amatorteleskopyapimi

Tags: ,

Permalink Yorumlar (3) Murat Kas 28, 2009

Ay’da su bulundu !

Katagori: Genel, Haber

moons147462h Son yapılan araştırmalar, daha önce kutup bölgeleri hariç kupkuru olduğu düşünülen Ay yüzeyinde su bulunduğunu ortaya çıkardı.
Amerikan uzay kurumu NASA’nın 2008′de Ay’ın yörüngesine oturtulan
ilk uydusu Chandrayyan-1′in taşıdığı “Moon Mineralogy Mapper-M3″ adlı cihazının
yanı sıra Cassini ve Deep Impact uzay araçlarının sağladığı veriler ışığında
yapılan araştırmaya göre, Ay yüzeyindeki toprakta, en azından birçok bölgesinde
ince bir film tabakası halinde su bulunuyor.

Science dergisinde yayınlanan makalede, Ay’ın mineral haritasını çıkarmaya yarayan M3 cihazının,
yüzeyden yansıyan ışığı analizi sırasında hidrojen ve oksijene bağlı bir kimyasal elementi belirten
uzun dalgalı ışınım tespit ettiği belirtildi.

Bunun iki hidrojen ve bir oksijen atomundan oluşan suyun varlığını işaret ettiğini
kaydeden Amerikalı bilim adamları, şimdiye kadar ileri sürülen ve Ay’da suyun sadece
kutup bölgelerindeki kraterlerin dibinde sürekli karanlık kısımlarda bulunduğuna dair
teoriyi ortadan kaldırdığının altını çizdiler.

Keşfi yapan araştırmacılar, Dünya’nın tek uydusu Ay’da iki ayrı tür su bulunduğunu
belirterek, bunlardan birinin Ay yüzeyine çarpan buzdan meydana gelmiş göktaşları
gibi bir dış kaynaktan geldiğini, diğerinin de tamamen Ay kaynaklı olduğunu düşünüyorlar.

Ay toprağı ve kayalarının yüzde 45 civarında oksijen içerdiğini, M3 tarafından
gözlemlenen hidrojenin ise Güneş rüzgarlarıyla gelmiş olabileceğini tahmin
eden bilim adamları, Güneş’in nükleer füzyon sürecinde Ay yüzeyini ışık hızının
üçte biri hızla bombardıman eden hidrojen atomu yüklü protonlar yaydığını belirtiyorlar.

Bilim adamlarının tahminine göre, Ay toprağının bir tonunun yaklaşık yüzde 25′inde su bulunuyor.
40 yıl önceki Apollo seyahatleri sırasında Ay’dan getirilen toprak ve taş numunelerinde de su izine rastlanmış,
ancak bunların taşındığı kapların hermetik (sıkı kapalı) olmamasından, bilim adamları
bu su parçacıklarının havadan geldiğini, Ay kaynaklı olmadığını düşünmüşlerdi.

Keşfin, bilim dünyasının Ay’a bakışını kökten değiştireceğini belirten bilim adamları,
böylelikle Dünya’daki biyolojik yaşamın kaynağı suyun her yerde ortaya çıkabileceği daha dostane
bir güneş sistemi görüşünün değer kazanacağına işaret ediyorlar.

Kaynak: Sabah

Tags: , , , , , ,

Permalink Yorumlar (137) Seyhan Kas 27, 2009

Ay’da Su Var

Katagori: Genel

Su bulmak amacıyla 9 Ekim günü Ay’ın güney kutbuna çarpan LCROSS uzay aracının, patlamayı gerçekleştirdiği krater bölgesinde önemli miktarda su bulundu.Bilim adamlarının tahminine göre, Ay toprağının bir tonunun yaklaşık yüzde 25′inde su bulunuyor.
LiveImages_Foto Haber_Ay'da su olduğu kanıtlandı_09moon-600
LiveImages_Foto Haber_Ay'da su olduğu kanıtlandı_P13212029

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) Ay Kraterleri Gözlem ve Algılama Uydusu (LCROSS) misyonunun bilimsel sorumlusu Anthony Colaprete, düzenlediği basın toplantısında, “Su bulduk hem de az değil, önemli miktarda” ifadesini kullandı.

Amerikan uzay kurumu NASA’nın 2008′de Ay’ın yörüngesine oturtulan ilk uydusu Chandrayyan-1′in taşıdığı “Moon Mineralogy Mapper-M3″ adlı cihazının yanı sıra Cassini ve Deep Impact uzay araçlarının sağladığı veriler ışığında yapılan araştırmaya göre, Ay yüzeyindeki toprakta, en azından birçok bölgesinde ince bir film tabakası halinde su bulunuyor.

Science dergisinde yayınlanan makalede, Ay’ın mineral haritasını çıkarmaya yarayan M3 cihazının, yüzeyden yansıyan ışığı analizi sırasında hidrojen ve oksijene bağlı bir kimyasal elementi belirten uzun dalgalı ışınım tespit ettiği belirtildi.

Bunun iki hidrojen ve bir oksijen atomundan oluşan suyun varlığını işaret ettiğini kaydeden Amerikalı bilim adamları, şimdiye kadar ileri sürülen ve Ay’da suyun sadece kutup bölgelerindeki kraterlerin dibinde sürekli karanlık kısımlarda bulunduğuna dair teoriyi ortadan kaldırdığının altını çizdiler.

Keşfi yapan araştırmacılar, Dünya’nın tek uydusu Ay’da iki ayrı tür su bulunduğunu belirterek, bunlardan birinin Ay yüzeyine çarpan buzdan meydana gelmiş göktaşları gibi bir dış kaynaktan geldiğini, diğerinin de tamamen Ay kaynaklı olduğunu düşünüyorlar.

Yüzde 45 oksijen bulgusu

Ay toprağı ve kayalarının yüzde 45 civarında oksijen içerdiğini, M3 tarafından gözlemlenen hidrojenin ise Güneş rüzgarlarıyla gelmiş olabileceğini tahmin eden bilim adamları, Güneş’in nükleer füzyon sürecinde Ay yüzeyini ışık hızının üçte biri hızla bombardıman eden hidrojen atomu yüklü protonlar yaydığını belirtiyorlar.

Bilim adamlarının tahminine göre, Ay toprağının bir tonunun yaklaşık yüzde 25′inde su bulunuyor. 40 yıl önceki Apollo seyahatleri sırasında Ay’dan getirilen toprak ve taş numunelerinde de su izine rastlanmış, ancak bunların taşındığı kapların hermetik (sıkı kapalı) olmamasından, bilim adamları bu su parçacıklarının havadan geldiğini, Ay kaynaklı olmadığını düşünmüşlerdi.

Keşfin, bilim dünyasının Ay’a bakışını kökten değiştireceğini belirten bilim adamları, böylelikle Dünya’daki biyolojik yaşamın kaynağı suyun her yerde ortaya çıkabileceği daha dostane bir güneş sistemi görüşünün değer kazanacağına işaret ediyorlar.
Kaynak:hurriyet ve cnnturk

Permalink Yorumlar (14) Aykan Kas 19, 2009

Ölüm Anında İnsan Ne Hisseder?

Katagori: Genel

Bilim adamları ‘ölüm anı’nı araştırdı Dünyanın önde gelen bilim dergisi New Scientist, İskoçya’daki Caledonian Üniversitesi’nden psikolog Cynthia McVey’in, ölümün eşiğinden dönenlerle görüşerek ve bilimsel incelemeleri bir araya getirerek yaptığı araştırmayı yayımladı.

ASILMA

Yağlı urganla asılarak boğulma 10 saniye içinde bilinç kaybına yol açıyor. Fırlatma tarzı asılmalarda amaç, boynun kırılmasını sağlamak. Ancak bu yöntemle asılan mahkûmlarda ölümlerin yine boğulmadan kaynaklandığı belirlendi.

BASINÇ KAYBI

Ani basınç kayıplarından kurtulanlar, göğsüne vurulmuş gibi ani bir acı yaşadıklarını anlatıyor. 15 saniyeden az süre içinde de bilinç kaybı yaşanıyor.

KAFA KOPMASI

Uzmanlara göre beyin, kafa koptuktan sonra saniyelerce fonksiyonlarını sürdürüyor. Fransa’daki raporlara göre 18′inci yüzyılda giyotinli idamlarda kopan kafada 30 saniye kadar yüz mimikleri görülüyordu.

BOĞULMA

Kişi ilk anda büyük panik yaşıyor. Nefesini tutuyor. Ardından su ciğerlerine doldukça bir yanma ve yırtılma hissi duymaya başlıyor. Son olarak hissettiği şey ise sakinlik ve dinginlik oluyor. Oksijen alamadığı için bilinci kapanıyor, ardından ölüyor.

YÜKSEKTEN DÜŞME

ABD’deki Golden Gate Köprüsü’nden atlayan 100 kurbanın, akciğerin iflas etmesi, kalbin patlaması ve kırık kaburgaların iç organlara zarar vermesi sonucu öldü ortaya çıktı.

ELEKTRİĞE KAPILMA

Elektrik akımına kapılma, kalbi durdurabiliyor. 10 saniye sonra da bilinç kapanıyor. Ancak elektrikli sandalyede idam edilen mahkûmların ölüm nedeni beynin aşırı ısınması ya da boğulma oluyor.

KALP KRİZİ

En çok rastlanan olay, kaslar oksijen alamayıp çırpınmaya başladığında hissedilen göğüs ağrısı. Kalbin normal ritminin bozulması, kalp atışlarını durduruyor. Bilinç kapanıyor ve ölüm gerçekleşiyor.

KAN KAYBI

1.5 litre kan kaybeden kişi kendini halsiz, susamış ve korkmuş hissediyor. İki litre kan kaybedildiğinde baş dönmesi ve bilinç kaybı başlıyor.

ZEHİRLİ İĞNE

ABD’de idamlarda kullanılan yöntem, doğrudan kalbi durduruyor. Araştırmalar, mahkûmların yanma ve büyük acı hissettiğini gösteriyor.

YANMA

Yanıklar, çok şiddetli acıya yol açıyor. Sinir uçlarının yanması ise bu acı hissini bir süre sonra ortadan kaldırıyor. Ardından kişi biraz his kaybına uğruyor. Yanarak ölen kişilerdeki asıl ölüm nedeni çoğunlukla zehirli gazların solunması ve nefessizlik oluyor.

kaynak: hürriyet

Tags: , ,

Permalink Yorumlar (141) Murat Kas 14, 2009

Kara Karganın Parlak Zekası

Katagori: Genel

Kargaların öğrenme konusundaki ustalıkları ve yüksek zekaları karga beyninin fiziksel yapısından kaynaklanıyor.Bilim adamları kargaların beyin/beden ordanı karşısında şaşkınlığa düşmüş durumdalar.Birim vücut ağırlığına düşen beyin dokusu söz konusu olduğunda kargalar,en zeki hayvanlar olan şempanzeler ve yunuslarla neredeyse eşit düzeyde.

Karganın araç-gereç kullanma ustalığı
Oxford Üniversitesi zoologlarından Alex Kacelnik,kargaların araç-gereç kullanma becerisi üzerine açlışmalarıyla tanınıyor.Kalencik,2002′de yaptığı bir deneyde ince uzun bir tüpün içine yiyecek yerleştirdi.Deneydeki New Caledonian kargası yiyeceği almak için ortama konulan düz bir telin ucunu çengel haline getirdi,bu teli borunun içine yerleştirerek tek harekette dipteki yiyeceği aldı.Başka hiçbir hayvan,hatta şempanzeler bile bunu kendi kendine başaramamışlardı.Bu durum,araç-gereç kullanma konusunda kargaları hayvanlar konusunda en üst sıraya yerleştiriyordu.
Nature dergisinde yayımlanan habere göre New Caledonian kargaları genetik olarak araç-gereç kullanmaya elverişli bir donanımla dünyaya geliyorlar.Bu durum,ileri düzeyde öğrenme ve geliştirme davranışlarını göstermek için genler vasıtasıyla taşınan yüksek bir zeka düzeyi gerektiği teorisini de doğruluyor.

Kargaların kurnazlıkları
Bazı karga türleri,özellikle kuzgunlar sosyal ilişkiler içine girme ve bunların sonuçlarını değerlendirme konusunda ustalar.Vermont Üniversitesi’nden zoolog Bernd Heinrich,bir leşin parçalarını yeme konusunda genç ve yetişkin kuzgunların davranış farklılıklarını ortaya koyuyor.
Genç kuzgunlar diğer genç kuzgunlara leş üzerinden yiyecek toplama konusunda yardım ederken,yetişkin kargalara ve diğer leş yiyicilere karşı güvenli bir ortam yaratmak için karmaşa çıkarırlar.Yetişkin kargalar ise aksine,leşin yanına çifter çifter gider ve dikkat çekmemek,dolayısıyla yeni leş yiyicileri toplamamak için son derece sessizce karınlarını doyururlar.
İsviçreli zoolog Thomas Bugnyar’ın yaptığı bir deneyde Hugin isimli bir kuzgun,Mugin isimli daha baskın bir kuzgunu boş kutularda peynir parçalarını arayarak kandırdı,kendisi ise dolu kutulara hızla yöneldi.Bu kurnazca ve şaibeli durum,sosyal yalancıların sadece insan türüne ait olmadığının da bir kanıtı.
Kargalaraın öğrenme ve sesleri kullanma becerisi de kargaların yüksek zekasının bir ürünü.Kargaların aile gruplarında kendi kişisel iletişim dillerini oluşturdukları da bulgular arasında.

Karganın parlak zekasına örnekler
*Zeki kargalar,daldan koparttığı ceviz ve benzeri yemişleri yaya geçidi ve trafik ışığı olan mekana bırakırlar.Elbette bir araba ve motorlu taşıt bu yemişin üzerinde geçecek ve kabuğu kırılacaktır.Yüksek bir yerden araçların cevizin kabuğunu ezmesini beklerler.
*Bir tür Kuzey Amerika kargası olan Clarke’s nutcracker,şaşırtıcı bir hatırlama yeteneğine ve en keskin hafızaya sahip hayvanlardan biri.Bu kargalar kasım ayında 3 hafta boyunca 30,000 tane ananas tohumu toplarlar.Bu tohumları yaklaşık 100 metrekarelik bir alanda farklı yerlere dikkatle gömerler.Gelecek 8 ay boyunca ektikleri tohumun %90′ından fazlasını çıkarabilirler.Her yer karla çevrili olsa bile…

Kaynak:süperbeyin

Permalink Yorumlar (145) Aykan Kas 14, 2009

Tüm Tarihleri Hafızaya Alma Formülleri

Katagori: Genel

Televizyonlarda görmüşsünüzdür:”17 Ocak 1968 hangi güne denk geliyor?” diye soran muhabire amcamız cevabı hemen yapıştırır.Biz de memlekette ne geri kalmış dehalar var diye iç geçiririz.Herhangi bir tarihin hangi güne denk geldiğini herkes şıp diye söyleyebilir.Bunun için bir dahi olmaya gerek yoktur.Sadece ihtiyacımız olan şey biraz hafıza egzersizi ve matematik…

İşte Formül
Haftanın günü = ( yıl kodu + ay kodu + gün )mod7
Şimdi formülü adım adım inceleyelim

Ay ve yıl kodları
Ay kodları,formülün en meşakatli kısmı.Çünkü ay isimler mantıklı bir sıra izlemiyor.Bunun için yanlarındaki sayıları ezberlememiz gerekiyor.
Ocak:1
Şubat:4
Mart:4
Nisan:0
Mayıs:2
Haziran:5
Temmuz:0
Ağustos:3
Eylül:6
Ekim:1
Kasım:4
Aralık:6

Gelelim yıl kodlarına…
2005:5
2006:6
2007:0
2008:2
2009:3
2010:4

Haftanın günleri
Pazar:1
Pazartesi:2
Salı:3
Çarşamba:4
Perşembe:5
Cuma:6
Cumartesi:0

Örnek hesaplama
“25 Aralık 2008″ gününü örnek olarak ele alalım.
1.Adım:Yukarıda verilen tablodaki kodlara bakarak,Aralık=6,2008=2
2.Adım: Sayıları formüle uygulayalım.
Haftanın günü = ( yıl kodu + ay kodu + gün ) mod7
=( 2 + 6 + 25 ) mod7
=33
=5 (mod7) yani 33 ün 7 e bölümünden kalan.

5 sonucuna ulaştık.5,Perşembe gününü temsil eder. Demek ki 25 Aralık 2008 tarihi perşembe gününe denk gelir.
Not:Sonuçtaki sayının modunu bulmak yerine,sayıların teker teker 7′ye göre modlarını alarak da yapılabilir.

Artık yıllar için hesaplama
Artık yıllarda ocak ve şubat ayları için,ulaştığımız sonuçtan 1′i çıkarın..Diğer yıllar için farklı bir işlem yapmaya gerek yok.

İleri hesaplamalar
Hesaplamayı diğer yıllar için de yapmak istiyorsanız hafızanızı biraz daha kasmanız gerekir. İşte yıl kodunu bulmak için formül:
Yıl Kodu = ( yüzyıl kodu + [yılın son 2 rakamı] + ([yılın son 2 rakamı]div4 )) mod7

“div4″ ifadesi sayının 4 ile bölümünde,bölüm kısmındaki sayıyı ifade eder. Örneğin 17div7=2′dir.Çünkü 17′nin 7 ile bölümünde bölüm 2,kalan ise 3′tür.

Formülde gerekli yüzyıl kodlarını ise şöyle sıralayabiliriz:
1600′ler:6
1700′ler:4
1800′ler:2
1900′ler:0
2000′ler:6
2100′ler:4 ; 6-4-2-0 şeklinde ilerler.

Kaynak:süperbeyin

Permalink Yorumlar (144) Aykan Kas 14, 2009

Türkiyede Domuz Gribinden 20 Kişi Daha Öldü

Katagori: Genel

Sağlık Bakanlığı, domuz gribi virüsünden 20 kişinin daha hayatını kaybettiğini açıkladı. Domuz gribinden hayatını kaybedenlerin sayısı 60′a yükseldi. İşte Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan açıklama:

Pandemik grip nedeniyle çeşitli illerimizde 20 vatandaşımız daha maalesef hayatını kaybetmiştir. Bu vefatlarla beraber Pandemik gripten kaybedilen vatandaşlarımızın sayısı 60 olmuştur.

Halen pandemik grip sebebiyle hastanelerde yatan hasta sayısı 202’dir. Bunların 40’ının takip ve tedavisi yoğun bakımlarda sürdürülmektedir. 11 hasta solunum cihazına bağlı olarak takip edilmektedir.

DOMUZ GRİBİNDEN KORUNMANIN TEK YOLU AŞILANMAKTIR

Aşılama çalışmalarının başlamasından bu yana hacı adayları ve sağlık çalışanlarından (güvenlik ve temizlik hizmetlerinde çalışan sözleşmeli personel, idari işlerde çalışan personel, eczacılar, serbest çalışan diş hekimleri de dahil olmak üzere) tüm sağlık çalışanlarından toplam yaklaşık 250 bin kişi aşılanmıştır. Aşılananlar arasında hayatı tehdit edici ciddi yan etkilere rastlanmamıştır. Sağlık kuruluşlarında çalışan bazı personelin aşılama kapsamına alınmadığına dair yapılan açıklamalar ve haberler gerçeği yansıtmamaktadır.

Çok sayıda vatandaşımızın hastanede, bazı vatandaşlarımızın yoğun bakım ünitelerinde takip edilmesine ve bu hastalarımızın da bir kısmının maalesef hayatını kaybetmesine neden olan pandemik gripten korunmanın bilinen en etkili yolu aşılanmaktır.

kaynak: hurriyet.com

Tags: ,

Permalink Yorumlar (19) Murat Kas 13, 2009

Gripten Korunma Yolları

Katagori: Genel

Kış aylarının olumsuz etkilerinden korunmak için ilk olarak uygun kıyafetkerin seçilmesi gerekir.Soğuğa çıkarken,vücudun büyük bölümünü örten yünlü kıyafetler tercih edilmelidir.Yaşam alanlarında uygun sıcaklık ve nem düzeyinin sağlanması,başta gribal enfeksiyonlar ile soğuk ve kuru havanın olumsuz etkilerinden korunmak için oldukça önemlidir.Kalorifer veya soba kullanılan yerlerde mevcut nem oranı daha da düşeceğinden,odanın nemini artırmak gerekir.Kalorifer üzerine konulan nemli havlu veya soba üzerinde kaynatılan su,odanın nemini artırır.Nirçok kişinin dokunduğu telefon,para,kapı kolu gibi cisimler gribal enfeksiyonların yayılmasında önemli birer etkendir.Bu yüzden ellerin düzenli olarak yıkanması da çok önemlidir.

Gtipten korunmanın en etkili yoluysa aşılanmak.H1N1 virüsünün yol açtığı domuz gribine karşı korunma sağlayan aşının dünyaya dağıtılması Ekim ayı içerisinde başladı.Bazı ülkelerde burundan sprey olarak sıkılacak olan domuz gribi aşısı 2-49 yaş arasındaki insanlara uygulanabilecek.Gönderilen aşıların öncelikle gripli hastaların tedavisinde kullanılması ve hastalığı kapma olasılığı en yüksek olan sağlık personeline yapılması planlanıyor.İkinci aşamada,altı aylık ve daha küçük bebekleri olan kişiler hedefleniyor.Erişkinlerde tek doz yeterliyen on yaş altındaki çocuklarda iki doz yapılması öneriliyor.Domuz gribi aşısı şırıngayla da yapılabiliyor.Ülkemize getirilen aşının bu çeşidinin,üç hafta arayla 0,5 ml olarak yapılması gerekiyor.Yumurta ve tavuk alerjisi olanlara aşının yapılması sakıncalı olabilmektedir.Ayrıca,altı aylıktan daha küçük bebeklere önerilmemektedir.
Kaynak:Bilimteknik

Permalink Yorumlar (158) Aykan Kas 11, 2009

Işık Cisimleri Hareket Ettirebilir mi?

Katagori: Genel

Işık maddenin üzerine bir kuvvet etkisi yapabilir mi? Işık demeti bir enerji kapsar ve o saydam olmayan bir cisme çarptığı ve onun tarafından emildiği, absorbe edildiği zaman, bu enerjinin bir şey olması gerekir. Onun çoğu ısıya dönüşür; yani saydam olmayan cismi meydana getiren parçacıklar ışık enerjisini alır ve daha hızlı titreşmeye başlarlar.
Fakat acaba ışık demeti doğrudan doğruya bu saydam olmayan cismin üzerine bir kuvvet tesiri yapabilir mi ? Kendi hareketini onu absorbe eden cisme verebilir mi ? Harekette bulunan katı som bir cismin yakında karşılaştığı herhangi bir şeye göstereceği etki açıktır. Bir top atıldıktan sonra önüne gelen tahta koniye (bowling, kiy oyununda) çarpınca onu fırlatır, atar. Fakat ıştk sıfır kütlesi olan parçacıklardan yapılmıştır. Buna rağmen hareketini başka bir cisme devredip madde üzerine bir etki yapabilir mi ?
Ta 1873 yılında îskoç fizikçisi Maxwell bu problemi teorik olarak ele almıştı. 0 ışığın kütlesiz dalgalardan oluşmuş olmasına rağmen, madde üzerine gene de bir kuvvet etkisi gösterdiğini meydana çıkarmıştı. Kuvvetin miktarı, hareket eden ışık ışınının birim uzunluğu başına düşen enerjiye bağımlı oluyordu. İşin püf nok tası buydu. Elinizde bir elektrik feneri olsun ve siz onu bir saniye için açıp kapayın. Bu bir saniyede yayılan ışığın içinde önemli miktarda bir enerji vardır, fakat bu bir saniye içinde ışığın ilk parçacığı 300.000 kilometrelik bir uzaklığa gitmiştir. Elektrik fenerinden bir saniyede çıkan bütün ışık bu kadar uzun bir ışın olarak yayılmıştır ve onun bir metresinde, veya bir kilometresinde bulunan enerji aslında çok çok küçüktür.
İşte bu yüzden âdi koşullar altında bizim ışığın yaptığı kuvvet etkisinin farkına varamamamızda bundan ileri gelmektedir.
Bununla beraber, her iki ucunda düz levhalar (diskler) bulunan hafif yatay bir çubuk aldığımızı ve bunu ortasından kuvartzdan ince bir telle astığımızı varsayalım. Levhalardan lpiri üzerine gelecek en küçük bir kuvvet onun kuvartz ipin etrafında dönmesine sebep olacaktır. Eğer bu levhalardan biri üzerine bir ışık düşerse, çubuk, bir taraftan bir kuvvetin etkisi altında imiş gibi dönmeğe başlayacaktır.
Tabiî levhalar herhangi bir rüzgârın etkisi altında kalırlarsa, bu mini mini kuvvet maskelenmiş olacaktır, bu yüzden bütün bu sistem özel bir odaya kapatılmak zorundadır. Hattâ sallanan hava molekülleri bile levhaya bu ışık ışınının meydana getirdiği kuvvetten çok daha büyük bir etki göstereceklerdir. Bu yüzden sistemin içine konulacağı odanın havası iyice boşaltılmış olmalıdır. Bir kere bu va pıldıktan ve daha başka tedbirler alındıktan sonra, levhanın üzerine düşen kuvvetli bir ışık demetinin onu ne kadar oy nattığı mükemmelen ölçülebilir.
1901 de iki Amerikan fizikçisi, Ernest Nichols ve Gordon Hull. Dartmonth College’de böyle bir deney yaptılar ve ışığın gerçekten cisimlerin üzerine bir kuvvet etkisi yaptığını buldular ve bu kuvvetin miktarı da 28 yıl önce Maxwell tarafından teorik olarak bulunana hemen hemen eşitti. Bu sıralarda bir Rus fizik çisi Nikolayeviç Lebedev de daha karışık bir sistem kullanara kaynı şeyi ispat cdi yordu.
Bu «ışıma basıncı» nın var olduğu bir kere meydana çıkıncı, astronomlar bununla kuyruklu yıldızlara ait bazı ilginç olay lan izah edebileceklerini düşündüler. Bir kuyruklu yıldızın kuyruğu daima güneşin aksi doğrultusundadır ve yıldız güneşe yaklaştıkça onun arkasına gelmektedir. Yıldız güneş etrafında en yakından döndüğü zaman kuyruk da yanlarında sallanmakta, kuyruklu yıldız güneşten uzaklaştığı zaman ise kuyruk onun önüne geçmektedir.
İşte, «ışıma basıncı» dedi, astronomlar. Yarım yüzyıl bunun böyle olduğunu hiç şüphe etmeden kabul ettiler. Fakat sonra anlaşıldı ki, güneş ışığının ışıma basıncı yeter derecede kuvvetli değildir ve kuyruklu yıldızların kuyruklarını güneşten uzaklaşırken güneşin aksi doğrultusuna doğru iten güneş rüzgârıdır.
Kaynak:Bilimteknik

Permalink Yorumlar (1) Aykan Kas 5, 2009

Domuz Gribinin Türkiye ye Etkileri?

Katagori: Genel

En doğal ve yan etkisiz bir grip tedavisi olan ozon tedavisi tüm enjektif alanlarda kullanılmatadır.Bu tedavi sayesinde vücudumuzun savunma sistemi güçlenmekte ve bağışıklık sistemimni koruyucu maddeler vücuda geçmektedir.

Tüm dünyanın korkusu haline gelen domuz gribi alınan tüm önlemlere rağmen ülkemizede gelmiş bulunmaktadır.Havaalanlarındaki termal kameralar ile izlenen yurtdışından gelen turistler vücut sıcaklığı seviyesine göre hastalık taşıyıp taşımadığı riski anlaşılıyor.Fakat domuz gribini hayat geçiren virüs etkisi vücuda girer girmez göstermiyor.Kendisine metabolizmada gerekli yeri kurduktan bir süre son belirtileri ile hastalığı başlatıyor.
Ülkemizde ise okullarda,televizyonlarda,radyolarda,gazetelerde yapılan uyarılara rağmen hastalık taşıyan birçok vatandaşımız bulunmakta ve bu hastalığı taşıyan bazı vatandaşlarımız hayatını kaybetmektedir.Genellikle okullar gibi toplu halde bulunulan alanlarda sık görülmektedir.

Domuz gribine ülkemizdeki ilk kurban Ankara dan olmuştur.Sağlı Bakanlığı ndan yapılan açıklamaya göre zatürre hastalığı taşıdığı kanıtıyla hastaneye kaldırılan 29 yaşındaki vatandaşımız uzman sağlık yetkilililerinin kontrol etmesi sonucu domuz gribi hastalığı taşıdığı öğrenildi.Bu hastada A/H1N1 virüsünün iyice genişlediği ve hastalığın iyice ilerlemiş olduğu bildirildi.Hastalığın olumsuz etkilerinden olan ani solunum yetmezliği ile hasta yapılan tüm tedavilere rağmen yaşamını kaybetmiştir.Ve bu durum ile Türkiye domuz gribine ilk kurbanını vermiştir.

Yapılan araştırmalara göre 24 Ekim 2009 Saat 20:00 itibariyle ülkemizde toplam 958 domuz gribi vakasına rastlanmıştır.

İstanbul İli Valisi Muammer Güler yaptığı açıklamada
“16 okulda yapılan araştırmalar sonucu 28 öğrencide domuz gribine rastlandığını bildirdi.”
Bu durumda vatandaşlarımızın dikkat etmesi gereken hususlar bellidir.El temizliği başta olmak üzere vücudun hijyen seviyesini kontrol etmek gerekmektedir.5 yada 6 günden fazla süren yüksek şiddetli öksürük ve yüksek ateş durumunda derhal bir sağlık kontrolünden geçmek sağlığımız açısından yararlı olacaktır.

kaynak: makaleci.com

Tags: ,

Permalink Yorumlar (31) Murat Kas 4, 2009
« Older Entries