Katagori: Haber

Hızlı yıldızı ‘karanlık madde’ dizginliyor…
Bize doğru saniyede 695 km hızla savrulan SDSS J1539+0239 adlı yıldızı, içinde bulunduğu yoğun kütleli karanlık madde halesi engelliyor.
Samanyolu’nun halesindeki en hızlı yıldızı izleyen Alman gökbilimciler, gökadamızın kütlesinin 2 trilyon Güneş kütlesine yakın olduğunu hesapladılar.
Yılancı (Serpens) Takımyıldızı bölgesinde, gökbilimcilerce 39 bin ışık yılı uzakta olduğu tahmin edilen SDSS J1539+0239 adlı yıldızın, haleden bize doğru saniyede 694 km hızla hareket ettiğini belirlediler. Araştırmacılara göre böylesine hızlı bir yıldızın gökadadan kaçıp kurtulmasını ancak Samanyolu’nun önceki tahminlerden daha büyük bir kütleye sahip olması önleyebilir. Araştırmacıların hesapları, Samanyolu’nun en az 1,8 trilyon Güneş kütlesinde olduğunu gösteriyor.
Bilimciler, öteki gökadalar gibi Samanyolu’nun da büyük bir “karanlık madde” halesinin ortasında bulunduğunu düşünüyorlar. Son yıllarda yapılan duyarlı uydu gözlemleri, evrende tanıdığımız (atomlardan oluşan) maddenin oranının yüzde 4,6, özellikleri bilinmediği için “karanlık” sıfatı takılan madde türününse yüzde 23 olduğunu göstermiş bulunuyor. Yani evrendeki toplam maddenin yüzde 80’i “karanlık”.
Evrenin enerji içeriğinin (Einstein’ın ünlü E=Mc2 formülü uyarınca kütle de enerji cinsinden ifade edilebiliyor) geri kalan yüzde 73’ünü yine bilinmeyen, yerçekiminin tersine itici etki yaparak evreni ivmelendirerek genişleten bir “karanlık enerji” meydana getiriyor.
Standart evren modellerine göre 13,7 milyar yıl önce evreni ortaya çıkaran Büyük Patlama’nın ardından karanlık madde topaklaşarak evrene süngerimsi bir yapı kazandırdı. Bu yapıyı oluşturan liflerin kesişme noktalarında da gökada kümeleri ortaya çıktı. Bu kümeler, her biri karanlık madde topaklarının ortasında toplanan (tanıdık) maddeyle oluşan irili ufaklı gökadalardan meydana geliyor.
Dev gökadalar kategorisindeki Samanyolu’nda büyük çoğunluğu Güneş’ten hayli küçük olan yüzmilyarlarca yıldız (son tahminlere göre 400 milyar) ve içlerinde yıldızların kümeler halinde ortaya çıktığı dev gaz ve toz bulutları bulunuyor.
Ama yine de gökada kütlesinin çok büyük bölümünün, karanlık maddeden oluşan “karanlık hale”de toplanmış olduğu düşünülüyor.
Kaynak:veteknoloji
Tags: Karanlık madde, Karanlık madde olmasaydı
Katagori: Haber

Yeni Çevre Dostu Led Lambalar az elektrik ile çok daha parlak ışık üretiyor…
TNB Bilgisayar ve Görüntü Sistemleri A.Ş, Toshiba’nın yeni aydınlatma ürün gruplarını duyurdu.
Yüzde 80 enerji tasarrufu sağlayan ve 20 yıla varan kullanım ömrüne sahip, Toshiba Led lambalardan daha tasarruflusu gün ışığı… Kullanıcıların her türlü ihtiyacına uygun ürün yelpazesine sahiptir. Ev ve ofis kullanıcıların yanı sıra, her ortama uygun modern ve şık tasarımıyla parlak beyaz, sıcak beyaz renk alternatifleriyle anında parlaklık verir. Ekonomi, verimlilik ve ekolojik dengeye saygı açısından aydınlatma sistemlerinde yeni tercihiniz “Toshiba Led Lambalar” olacaktır.
Ürün Grupları;
Led Lamba
Klasik ampullere göre %80′e varan enerji tasarrufu sağlayan “Yeni Nesil Aydınlatma Lambaları” 24.000 SAAT ve 40.000 SAAT lamba ömürlü.
Enerji Tasarruflu Ampul
6.000 SAAT’e kadar lamba ömrü sunan model, evler ve işyerleri için enerji tasarruflu sağlıyor.
Armatür Tipi Led Lamba
Entegre Tavan Aydınlatma Çözümleri, Dekoratif amaçlı evlerde, işyerleri ve mağaza gibi ortamlarda kullanılır. Parlak ışık verir ve enerji tüketimini önemli ölçüde azaltarak 40.000 saat lamba ömrü sunar.
Led Down Light E-Core 500 – E-Core 900 – E-Core 2000
40.000 saat lamba ömrü sunan modeller, E-Core 500 tipi alçak tavanlar için idealdir. Hotel, restaurant gibi mekanlarda rahatlıkla kullanım sağlar. E-Core 900 tipi model ise, koridor ve merdiven aydınlatmaları için son derece idealdir. E-Core 2000 model tipi ise, yüksek parlaklık ve ışık gücü isteyen ofis ve mağaza gibi ortamlar için idealdir.

Kaynak:veteknoloji
Tags: Toshiba aydınlatma, Toshiba lambaları, Toshiba tasarruf, Toshiba'dan aydınlatmada devrim
Katagori: Haber

Avrupa Birliği (AB), 6. Çerçeve Programı (ÇP) programı kapsamında Türk araştırmacıların koordinatörlüğünde yürütülen ve dünya genelinde adından söz ettiren ”üç boyutlu televizyon” projesini devam ettirecek ”holografik televizyon” projesine 4,5 milyon Avro kaynak ayrıldı.
Avrupa’nın üç boyutlu teknolojiler konusunda Japonya ile kıyasıya bir yarış içine girdiği projenin ortağı olan Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Onural ve ekibi de ”hayalet” olarak isimlendirilen üç boyutlu görüntüleri havaya yazmayı başardı.
Üç boyutlu teknolojiler üzerine 30 yıldır aralıksız çalışan Prof. Dr. Onural ve ekibi projede canlı hücrelerin ve bakterilerin üç boyutlu görüntülenmesi için de uğraş veriyor.
Bilkent Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Onural AA muhabirine yaptığı açıklamada, AB 6. ÇP kapsamında Türkiye’nin koordinatörlüğünü yürüttüğü ve 2 yıl önce tamamlanan ”3 Boyutlu Televizyon-3D TV” projesine 7 ülkeden 19 kuruluştan 180 araştırmacının katıldığını belirtti.
Projelerinde 3 boyutlu TV çalışmalarını sürdüren dev kadrolu ekiplerinin dört yıl süresince elde ettiği birikimle uluslararası düzeyde 275 akademik yayın yaptığını dile getiren Onural, çalışmalarıyla üç-boyutlu televizyon teknolojisinde önemli başarıla imza attığını söyledi.
-YENİ PROJE 3D’NİN EN İLERİ AŞAMASI-
Holografik televizyonun, üç boyutlu televizyon teknolojisinin en ileri noktası olduğunu anlatan Onural, holografik teknolojinin, ışığın fiziksel olarak yakalanması ve başka bir ortamda aynı biçimde üretilmesi esasına dayandığını kaydetti.
Holografik televizyonun ticarileştiğinde, günümüz TV ekranlarının ortadan kalkacağını ifade eden Onural, ”Aynen bilim kurgu filmlerindeki gibi hayalet gibi görüntüler olacak evlerde. Sehpaya benzer bir mekanda TV programları hayalet görüntülerle izlenecek. Bir çeşit ışık oyunu olacak. Bir yönden bakıldığında aynen canlı gibi üç boyut da görülebilecek” diye konuştu.
Onural, stereoskopik üç boyutlu televizyonların şu anda satılmakta olduğunu ancak holografik teknolojilerin ticarileşmesinin yıllar alabileceğini ifade etti.
-”MİLYON AVROLUK PROJEDE TÜRK İMZASI-
Prof. Dr. Onural, Finlandiya’nın koordinatörü; Almanya, İsviçre, İtalya, İrlanda ve Türkiye’nin ortağı olduğu ”holografik televizyon” projesinin 2 yıl önce başladığını bildirdi.
Projedeki amaçlarının holografik çekimler yapmak ve bunların aktarılması olduğunu kaydeden Onural, projeye ilişkin şu bilgileri verdi:
”1 yıl sonra tamamlanacak projenin bütçesi 4.5 milyon avro. Projede holografik görüntü çekebilen kameralar, Almanya’daki ortaklar tarafından yapıldı. Bu prototipler oldukça iyi çalışıyor. Araştırmamızda aldığımız sonuçlar, tıbbi amaçlı olarak bakteri ve canlı hücrelerin mikroskobik görüntülerinin çekilmesi ve gösterilmesinde de kullanılacak. Bu yolda da önemli başarılar elde ettik.”
Projede, ekiplerinin holografik olarak çekilen görüntülerin bir yerden bir yere taşıyıp sonunda da holografik olarak gösterme bölümünü üstlendiğini belirten Onural, ”Biz daha önceki projedeki bilgi birikimimizi kullanarak, hayalet gibi görüntülerin havaya yazılmasını başardık. Elde ettiğimiz sonuçları dünyanın pek çok bölgesindeki konferanslarda duyurduk ve çok takdir aldık. bu sonuçlar çok yakında saygın bilimsel dergilerde de yayınlanacak. Ancak bu hayalet gibi görüntü veren holografik televizyon için alacak ÇOK yolumuz var” dedi.
30 yıldır üç boyutlu görüntü teknolojileri üzerine aralıksız çalışmalarını sürdürdüğünü dile getiren Onural, ”Çalışmalarımız optiği, matematiği ve fiziği zor konular. Ancak çalışmalarımızın geldiği aşama bizi tatmin ediyor. Dünyada bu konuda çalışan az sayıdaki merkezlerin arasında önemli bir saygınlığımız var. AB, ayırdığı fonlarla üç boyutlu teknolojiler konusunda geldiği aşamayla Japonlarla kıyasıyla bir mücadeleye başladı” diye konuştu.
Kaynakveteknoloji
Tags: Holografik televizyon nedir, Holografik televizyona Türk damgası, Hologrofik televizyon
Katagori: Haber
Alzheimer tanısında büyük adım!
Amerikalı bilim insanları, günümüzün en ölümcül hastalıkları arasında yer alan Alzheimer’ın önceden tespitinde diğerlerine nazaran 12 kez daha etkili olan iki yöntemi belirledi.
Amerikan Nöroloji Akademisinin yayın organı “Neurology” dergisinde yayımlanan araştırma, bilişsel bozuklukları olan bir bireyde Alzheimer hastalığının gelişip gelişmeyeceğini önceden tespit etmekte en güvenilir iki yöntemin, beynin oldukça ayrıntılı bir şekilde incelenmesine olanak sağlayan PET (pozitron emisyon tomografisi) taraması ve kişiden bir dizi kelimeyi hatırlaması istenilen epizodik bellek testi olduğunu ortaya koydu.
California Üniversitesinden bir grup bilim adamı, bilişsel bozuklukları olan 55-90 yaşları arasındaki 85 kişinin katılımıyla yaptıkları araştırmada, bu iki yöntemin, hastalığın önceden tespitinde günümüzde kullanılan diğer testlere göre 12 kez daha güvenilir olduğunu gözlemledi.
Kaynak:veteknoloji
Tags: Alzheimer, Alzheimer tanısında büyük adım!
Katagori: Haber
Satürn’ün uydusu Titan’daki atmosfer koşullarını laboratuarda oluşturan bilimciler, bu ortamda yaşamın oluşabildiğini gösterdi.
Arizona Üniversitesi’nden araştırmacılar, bir laboratuvar deneyiyle Satürn’ün dev uydusu Titan’ın atmosferindeki yoğun nitrojenin (azot) yaşamın yapıtaşları olan organik makromoleküllere dönüşebildiğini gösterdiler.
Çalışmada, Titan’ın atmosferini oluşturan nitrojen ağırlıklı gaz karışımı, bir silindir içinde şiddetli morötesi (ültraviyole – UV) ışınlara maruz bırakıldığında katı organik bileşiklerin kabın dibine çökeldiği görüldü.
Daha önce Satürn ve uydusu Titan çevresinde araştırmalar yapmak üzere gönderilen Cassini uzay aracının gönderdiği bilgilerden, Titan atmosferinin en üst katmanının Güneş’ten gelen şiddetli UV ışınlarıyla bombardıman edildiği öğrenilmişti.
Bilimciler, Titan’ın yoğun atmosferinin kızıl rengini, dev uydunun organik moleküllerden oluşan bir “sis” ile çevrilmiş olmasına bağlıyorlar.
Nitrojen ağırlıklı atmosferlere sahip olduğu bilinen gezegen büyüklüğündeki cisimler yalnızca Dünyamız ve Titan. Dolayısıyla yüzeyi halen bizim tanıdığımız türden (oksijen ve sıvı su gerektiren) yaşam barındıramayacak kadar soğuk olan (-179 santigrat derece) Titan’ın atmosferi, yaşam öncesi Dünya atmosferi için bir model olarak görülüyor. Deneyin ileride Titan yüzeyinde keşfedilecek organik moleküllerin cinsi ve özellikleri konusunda bilgi sağlaması da bekleniyor.
Cassini uydusu 14 Ocak 2005 tarihinde Titan üzerine Huygens adlı bir sonda indirmiş ve sonda atmosferden geçişi sırasında ve yüzeyde 90 dakika süreyle değerli veriler sağlamıştı.
Bu verilerden ve Cassini uzay aracının daha sonraki yakın geçişlerinde gönderdiği görüntülerden, Titan’da Dünya’daki su döngüsüne benzeyen, ancak nitrojen ve metan temelli bir döngünün yüzeyi şekillendirdiği, vadiler ve ırmak yatakları oluşturduğu, yüzeyde metan ve etan gibi hidrokarbonlarla dolu büyük göller bulunduğu anlaşılmıştı.
Geçtiğimiz ay Titan atmosferi ve yüzey kimyasıyla ilgili ilginç bulgular, bu gizemli uydu üzerinde ilkel ve egzotik yaşam formlarının ya da yaşam öncüllerinin var olabileceği yolunda spekülasyonlara yol açmıştı.
Cassini’nin gönderdiği verileri inceleyen bir araştırmacı grubu, UV ışınlarının üst atmosferde asetilen ve metan moleküllerini parçalamasıyla açığa çıkan hidrojenin bir kısmı uzaya kaçarken saniyede 10 katrilyon kere trilyon sayıda hidrojen molekülünün de atmosferden yüzeye yağdığını belirledi. Ancak, çalışmalarını Icarus adlı dergide yayımlayan astrobiyologlara göre en şaşırtıcı bulgu, yağan bu hidrojenin yüzeyde görülmemesi.
Yüzeydeki hidrokarbon çeşit ve yoğunluklarının haritasını çıkartan bir başka grubu şaşırtansa, yerde asetilen bulunmaması. Bu bulgulardan yola çıkan araştırmacılar, özellikle asetilenin alternatif yaşam için önemli bir enerjikaynağı olma potansiyeline işaret ederek, Titan yüzeyinde metan temelli, hidrojen ve asetilen tüketen organizmaların var olmasını ihtimal dışı saymıyorlar.
Kaynak:veteknoloji
Tags: Dünya ve Titan, Laboratuarda oldu, Titan, Titan'da da olabilir
Katagori: Haber
NASA, son iki uzay mekiğini gecikmeli fırlatacak
Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), uzay programı kapsamında bu yıl yapılması öngörülen son iki uzay mekiği gönderilmesinin gecikmeli olarak gerçekleştirileceğini bildirdi.
NASA’dan yapılan açıklamada, yörüngedeki Uluslararası Uzay İstasyonu’na (UUİ) gönderilecek son malzemelerin hazırlanması sürecinin uzaması nedeniyle Discovery mekiğinin fırlatılmasının Eylül ayından 1 Kasıma, Endeavour mekiğinin fırlatılmasının ise Kasım ayından 26 Şubata ertelendiği kaydedildi.
Mekik yolculuklarının Discovery ve Endeavour’un fırlatılmasıyla sonlandırılacağı anımsatılan açıklamada, Discovery’nin UUİ’ye ihtiyaç malzemesi ikmali yapacağı, mekik yolculuklarına 134′üncü uçuşla son noktayı koyacak olan Endeavour’un ise 1,5 milyar dolar değerindeki Alfa Manyetik Spektrometre parçacık algılayıcısı götüreceği ifade edildi.
ABD yönetimi yüksek maliyet nedeniyle mekik uçuşlarının sonlandırılmasını, NASA’nın mali kaynaklarının çevre, iklim değişikliği gibi konulara yönlendirilmesini istiyor. Obama yönetimi, yeni uzay aracı ve bu yöndeki diğer uzay çalışmalarının özel sektöre devredilmesinden yana bir tutum izliyor.
Kaynak:veteknoloji
Tags: NASA, NASA Haberleri, NASA Hakkında bilgiler
Katagori: Haber
HP, Uptime Enstitüsü Yeşil Kuruluş BT Ödülü’nü kazandı.
HP, Uptime Enstitüsü tarafından verilen prestijli 2010 Yeşil Kuruluş BT Ödülü’ne layık görüldüğünü duyurdu.
Yeşil Kuruluş BT Ödülleri BT ve veri merkezi operasyonlarında enerji verimliliği konusunda iyileştirmeler yapılmasına öncülük eden veya enerji tüketimini önemli ölçüde azaltan teknolojiler sağlayan kuruluşları tanıtmak için veriliyor.
HP, Birleşik Krallık Wynyard’daki tesisi ile Veri Merkezi Tasarımı kategorisinde ödüllendirildi. Yapımına Eylül 2009’da başlayan veri merkezi, soğutma için gereken enerjiyi azaltmak için fanlar tarafından yüksek verimlilikli filtrelerden geçirerek sağlanan büyük miktarda temiz havayı kullanıyor. Bina geri dönüştürülmüş materyallerin yanı sıra toplananyağmur suyunu bünyesinde barındıran enerji açısından verimli ve sürdürülebilir bir tasarıma sahip bulunuyor.
HP üyesi ve HP Yeşil BT organizasyonunda strateji uzmanı olan Ed Kettler, “HP’nin veri merkezlerinin enerji verimliliğini artırmaya ve çevreyi korumaya yönelik seçkin bir geçmişi var. Uptime Enstitüsü’nün HP’yi Wynyard tesisinin tamamına hakim olan tasarım mükemmeliyetine dolayısıyla ödüllendirmesinden büyük bir gurur duyduk” diyor.
Yeşil Kuruluş BT Ödül Töreni Uptime Enstitüsü’nün New York’ta 19 Mayıs 2010 tarihinde beşincisi gerçekleştirilen yıllık Sempozyumu kapsamında düzenlendi. Uptime Enstitüsü’nün 2010 ödüllerinin ortak sponsorları Jones Lang LaSalle ve New York Eyaleti Enerji Araştırma ve Geliştirme Otoritesi idi. Ödül başvuruları Enstitü tarafından seçilen uzmanlardan oluşan bağımsız bir jüri kurulu tarafından değerlendirildi.
HP’nin Veri Merkezi Hizmetleri’yle ilgili daha fazla bilgi edinmek için www.hp.com/enterprise/dcs adresini ziyaret edebilirsiniz.
Kaynak:veteknoloji
Tags: HP, HP'ye yeşil kuruluş ödülü, Uptime Enstitüsü, Uptime Enstitüsü nedir
Katagori: Fizik, Genel, Haber
TÜBİTAK’ın geliştirdiği ‘T-1′ adlı malzeme, güçlü emiş gücü sayesinde sıvı kimyasalları cilt, silah, elbise, teçhizat, araç, arazi ya da binalardan hızla emerek iç yapısına hapsediyor ve yapısını bozarak tehlikelerini yok ediyor.
”T-1” adlı çok sayıda mikro kanaldan oluşan malzeme, güçlü emiş gücü sayesinde sıvı kimyasalları cilt, silah, elbise, teçhizat, araç, arazi ya da binalardan hızla emerek iç yapısına hapsediyor ve yapısını bozduğu kimyasalların tehlikeli etkilerini yok ediyor. Malzeme, Türkiye’de çok miktarda hammaddesi bulunan silikat esaslı seramik malzemelerden yapıldığı için üretimde ve maliyette büyük avantajlar getiriyor.
TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Malzeme Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Tarık Baykara, TÜBİTAK’ta yapımı tamamlanan ”kimyasal gazın emilerek temizlenmesi” (absorblayıcı dekontaminasyon) çalışmaları hakkında bilgi verdi.
Baykara, günümüz silahlanma faaliyetlerindeki tespit edilen en önemli gelişmenin ”kitle imha silahları” olarak tanımlanan ve geniş kitlelerin imhasını hedefleyen nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlar ile bunların uzun mesafelere taşınmasını sağlayan balistik füzeler üzerine yoğunlaştığını anlattı.
Uluslararası sözleşmelerle yasaklanmış olmasına rağmen, ülkelerin bu tür silahları üretme, depolama imkan ve kabiliyetlerini geliştirme çabalarının sürdüğünü dile getiren Baykara, bunun da diğer ülkeler gibi Türkiye için potansiyel bir tehdit oluşturduğunu söyledi.
”Kimyasal”, ”biyolojik”, ”reaktif” ve ”nükleer” olarak da tanımlanan bu silahların, canlıları öldürme, ağır yaralayarak saf dışı bırakma ve fonksiyonlarını bozma yoluyla etkisiz hale getirme amacıyla askeri ya da terörist faaliyetlerde kullanılan toksik ajanlar olduğunu anlatan Baykara, bu silahların çevreye son derece tehlikeli maddeler yayarak canlılara, malzeme, araç-gereç ve araziye, bina ya da tesislere bulaştığını, onları tehlikeli boyutta kirleterek hastalık ve ölüme yol açtığını ifade etti.
Tags: buluş, kimyasal silah, kimyasala karşı, TÜBİTAK, TÜBİTAK'tan kimyasal silaha karşı büyük buluşu
Katagori: Haber
Çinli araştırmacılar, su damlacıklarını etkili bir biçimde tutan örümcek ağının özelliklerini kopya ederek, atmosferdeki suyu tutmakta kullanılabilecek sentetik bir iplik geliştirdi.

Çinli bilimadamları, Uloborus walckenaerius örümceğinin ağ liflerini mikroskopta incelediler ve lif boyunca hareket eden su zerrelerinin damlacıkları oluşturmak için yoğunlaştığında ağın yapısını değiştirdiğini tespit ettiler.
İncelemede bu örümceğin salgıladığı maddeyle yaptığı ipliğin, su damlacıklarının toplandığı bölgelerde, 4 kat daha kalın düğümler oluşturduğu görüldü.
Pekin’deki nanobilim ve nanoteknoloji merkezinden Yongmei Zheng ve Hao Bai, örümceğin ağ yapmakta kullandığı ipliğin üstün mekanik özellikleri bulunduğuna dikkati çekerek, “Örümcek ağının daha az incelenen bir başka özelliği, nemli havadan suyu toplama kapasitesi” dediler.
Bu özellikten esinlenerek, örümcek ipeğinin karakteristik yapısını kopya eden yapay lifler geliştirdiklerini söyleyen bilimadamları, bu yapay liflerin verilen yönde suyu toplama özelliğinin bulunduğuna işaret ettiler.
Bu yapay liflerin havada asılı suyu toplamaya veya sanayi üretiminde kimyasal ürünleri filtre etmekte kullanılabileceği düşünülüyor.
kaynak: bilim.org
Katagori: Genel, Haber
Son yapılan araştırmalar, daha önce kutup bölgeleri hariç kupkuru olduğu düşünülen Ay yüzeyinde su bulunduğunu ortaya çıkardı.
Amerikan uzay kurumu NASA’nın 2008′de Ay’ın yörüngesine oturtulan
ilk uydusu Chandrayyan-1′in taşıdığı “Moon Mineralogy Mapper-M3″ adlı cihazının
yanı sıra Cassini ve Deep Impact uzay araçlarının sağladığı veriler ışığında
yapılan araştırmaya göre, Ay yüzeyindeki toprakta, en azından birçok bölgesinde
ince bir film tabakası halinde su bulunuyor.
Science dergisinde yayınlanan makalede, Ay’ın mineral haritasını çıkarmaya yarayan M3 cihazının,
yüzeyden yansıyan ışığı analizi sırasında hidrojen ve oksijene bağlı bir kimyasal elementi belirten
uzun dalgalı ışınım tespit ettiği belirtildi.
Bunun iki hidrojen ve bir oksijen atomundan oluşan suyun varlığını işaret ettiğini
kaydeden Amerikalı bilim adamları, şimdiye kadar ileri sürülen ve Ay’da suyun sadece
kutup bölgelerindeki kraterlerin dibinde sürekli karanlık kısımlarda bulunduğuna dair
teoriyi ortadan kaldırdığının altını çizdiler.
Keşfi yapan araştırmacılar, Dünya’nın tek uydusu Ay’da iki ayrı tür su bulunduğunu
belirterek, bunlardan birinin Ay yüzeyine çarpan buzdan meydana gelmiş göktaşları
gibi bir dış kaynaktan geldiğini, diğerinin de tamamen Ay kaynaklı olduğunu düşünüyorlar.
Ay toprağı ve kayalarının yüzde 45 civarında oksijen içerdiğini, M3 tarafından
gözlemlenen hidrojenin ise Güneş rüzgarlarıyla gelmiş olabileceğini tahmin
eden bilim adamları, Güneş’in nükleer füzyon sürecinde Ay yüzeyini ışık hızının
üçte biri hızla bombardıman eden hidrojen atomu yüklü protonlar yaydığını belirtiyorlar.
Bilim adamlarının tahminine göre, Ay toprağının bir tonunun yaklaşık yüzde 25′inde su bulunuyor.
40 yıl önceki Apollo seyahatleri sırasında Ay’dan getirilen toprak ve taş numunelerinde de su izine rastlanmış,
ancak bunların taşındığı kapların hermetik (sıkı kapalı) olmamasından, bilim adamları
bu su parçacıklarının havadan geldiğini, Ay kaynaklı olmadığını düşünmüşlerdi.
Keşfin, bilim dünyasının Ay’a bakışını kökten değiştireceğini belirten bilim adamları,
böylelikle Dünya’daki biyolojik yaşamın kaynağı suyun her yerde ortaya çıkabileceği daha dostane
bir güneş sistemi görüşünün değer kazanacağına işaret ediyorlar.
Kaynak: Sabah
Tags: ay hakkında, ay hakkındaö ay hakkinda, ay su, ay'da su, NASA, the moon, water in the moon
« Older Entries